NEYDEN, NİÇİN KORKUYORUZ?

- İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor.
- Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
- Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
- Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
- Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
- Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
- Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
- Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

W. Shakespeare

KİŞİSEL GELİŞİMCİLER HAYATA NASIL BAKAR?
 
 
Stephen Covey”in “etkili insanların 7 alışkanlığı” adlı kitabından derlenmiştir.

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş.

İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.

Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş:

“Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu isin sırrı ne?”

İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş:

“Ortada bir sır yok.. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.”

Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.

Delhi’deki ünlü tapınakta Sokrat’ın şu sözü yer alır: “İnsan Kendini Tanı.” Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur.

Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında fark olmaması anlamına gelir. Bireysel ve iş yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız…

SEZAR’DAN ÖĞRETİLER…
 
 
kaynak: MARK FORSTATER / MARCUS AURELİUS’UN RUHSAL ÖĞRETİLERİ adlı kitabından

“Birisine bir iyilik yaptığında ne bekliyorsun? Doğru şeyi yaptığından ötürü hoşnut olman ve bu iyiliğin karşılığını beklememen gerekmez mi?”

“İnsanlar birbirleri için yaratılmıştır. Ya onlara doğru yolu göster ya da onlara karşı anlayışlı ol.”

“Birisinin hatasına öfkelendiğinde derhal kendine bak ve kendinin de nasıl hata yaptığını düşün; örneğin iyinin paraya ya da hazza ya da bir parça şöhrete eşdeğer olduğunu düşünmen gibi… Bunun bilincine vardığında, özellikle de seni öfkelendiren kişinin gergin olduğunu ve yapabileceği pek başka bir şey olmadığını ayrımsadığında öfkeni hemen unutursun. Ve eğer bir yolunu bulabilirsen, karşındaki insanın gerginliğini gidermelisin.”

‘Kabahati kimsede arama’

“Eğer birisi yanlış yapıyorsa, ona nazikçe yol göster ve nerede yanlış yaptığını anlat. Eğer bu da onu düzeltmiyorsa kabahati kendinde ara, hatta daha iyisi hiç kimsede arama.”

“Sağlıklı bir göz, görülebilen her şeyi görebilmelidir ve ‘yalnızca iyi olan şeyleri görmek istiyorum’ demez; çünkü bu ancak hastalıklı bir gözün durumudur. Sağlıklı bir kulak ve sağlıklı bir burun, işitilebilecek ve koklanabilecek her şeyi algılamalıdır.”

“Şunu unutma ki, düşünceni değiştirmek ve senin yanlışlarını düzelten birisinin söylediklerine uymak özgürlüğünden ödün vermek anlamına gelmez. Çünkü bu değişiklik, senin iradenle olmuştur, kendi arzuna, değerlendirmene ve anlayışına uygun olarak yapılmıştır.”

“Şunu asla aklından çıkarma, ister üç bin yıl yaşa, ister otuz bin yıl, şu anda sahip olduğundan başka bir yaşamı yitiremezsin ve mevcut yaşamın sona erdikten sonra yeni bir yaşama da sahip olamazsın.”

“Eğer gerçekten sahip olduğumuz biricik şey içinde bulunduğumuz an ise ve sahip olmadığımız bir şeyi yitirmemiz de mümkün olmadığına göre, birisinin elimizden alabileceği tek şey yaşadığımız andır.”

YAŞAMAYI BİLENLERİN ÖYKÜSÜ…
 
 
Öykü, yüzyıllar önce gözlemlenen bir olayı nakletmektedir:
Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce o köyün mezarlığına girdi. Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu.

Gözleri birden mezar taşlarının üzerindeki rakamlara takıldı. Mezar taşlarında 5, 867, 900, 20003, 4293, 8, 183 örneği birbiriyle hiç de bağlantısı olmayan rakamlar vardı. Uzun uzun düşündü, fakat bu rakamların anlamını çözemedi.
Köyün en bilge kişisine gitti, ona sordu:
‘Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına’ dedi. ‘Bu rakamların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir ?’

Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı:

‘Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman, bellerine bir ip bağlarız’ dedi. ‘Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra ise, bellerindeki düğümleri sayar, düğümün sayısını mezar taşına yazarız.’
Bilge kişi, karşısındaki keşişin bir şey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü:

‘Böylece onun, ne kadar ‘yaşamış’ olduğunu anlarız.’

ATATÜRK’DEN YÖNETİCİLERE ÖĞÜTLER…
 
 
Rauf Denktaş
Kaynak:www.turklider.org

Genç Yöneticiler! “Atatürk”ten Yöneticilere Öğütler” yazısını aşağıda sizlere sunuyorum. Bu öğütlerin kulağınıza küpe olmasını istiyorum. Bu öğütlerin sizlere ışık tutacağına inanıyorum.”

Başarılarınızı büyütmeyin, başarısızlıklarınızdan ders alın.

Şeffaf olun, insanlar ancak o zaman size güvenir.

Çalışanları geliştirin ve destekleyin, zekice risk almalarını teşvik edin.

Çalışanlara düşüncelerini ve tavsiyelerini sorun.

Herşeyi kendinize mal etmeyin. Çalışanların katkılarını unutmayın.

Kendinizi de eleştirecek kadar olgun olun.

Kendinizi kandırabilirsiniz, başkalarını ancak bir süre yanıltabilirsiniz.

Çalıştığınız alandaki kişilerin bilgilerinden faydalanın.

Bazı zeki ve becerikli yöneticiler, fiziksel dayanma güçleri olmadıklarından başarısızlığa uğrarlar.

Stress altında da, normal şartlardaki performanslarını gösteremeyen yöneticiler, başarısızlığa mahkumdur.

Yanlış adım attığınızı farkettiğinizde, geri çekilmekten kaçınmayın.

Hatanızda ısrar etmeyin. Çünkü iş yapan hatasız bir yönetici olamaz.

Bilgi toplamak için teknolojiden yararlanın, masraftan kaçınmayın.

Davranışlarınızda esnek olun, peşin hükümlerle hareket etmeyin.

Espri anlayışınızla karşınızdakilere mesajlarınızı kırıcı olmadan verin.

Hedeflerinize adım adım yaklaşın. Hedefi gözden kaçırdığınız anda, engelleri görmeye başlarsınız.

Çalışanları size davranışlarına gore değil, yaptıkları işlerdeki başarılarına göre değerlendirin.

Yöneticinin malzemesi insandır. Herkesi en iyi işe yarayabileceği yerde kullanın.

Bilgilendirdiğiniz kişilerin bilgileri doğru aldıklarından emin olun.

KAZANMAK CESARET İSTER…
 
 
“Born to win” James Jongeward
John Wiley and Sons İn. Newyork

Kazanmak cesaret ister. Burada sözü edilen kazanma, yükselme isteği ile başkalarını ezip geçmek değil, yaşam zorluklarının üstesinden gelerek kazanmadır. Özerkliğin getirdiği özgürlüğü benimsemek cesaret ister, candan olmak ve insanlarla yüzyüze gelebilmek cesaret ister, başkaları tarafından benimsenmeyen bir düşüncede direnebilmek cesaret ister, alınan kararların gerçeğe uygun olup olmadığını her zaman farkedebilmek cesaret ister, kişisel seçimlerin sorumluluğunu üstlenebilmek cesaret ister, olduğun gibi görünmek ve kendine özgün insan olabilmek gerçekten cesaret ister.

Önümüze çıkan yollar hep belirgin olmayan yollardır. Robert Frost”un da belirttiği gibi “Cesaret, en önemli insan erdemlerinden bir tanesidir. Kısıtlı bilgi ve yetersiz kanıtlar içerisinde hareket edebilme cesareti, hepimizin sürekli yaşadığı bir olay.”

Çevresinde olup biteni özgürce inceleyen düşüncelerini rahatlıkla belirtebilen ve içten davranabilen doğru kişilerin izlediği yol, her zaman kolay bir yol değildir. Gene de bu kişiler zayıf yanlarını fark ederek, yenmek istedikleri takdirde, kazanmak için gereken bütün niteliklerin kendilerinde doğuştan var olduğunu göreceklerdir.

BİR KRALA NASİHAT

Zhenjing, Shu kralına dedi ki:

Günlük faaliyetlerinizde, doğru olanı titizlikle gerçekleştirin ve yanlış olanı ısrarla engelleyin. Zorluk ya da kolaylık nedeniyle isteğinizi değiştirmemelisiniz. Bugünkü zorluklardan dolayı başınızı sallayıp önem vermezseniz, başka bir günün bugün kadar zor olmayacağını nasıl bilebilirsiniz? (Li Shanglao’nun günlüğü)

İŞ ARKADAŞLARINI SEÇMEK

Zhantang dedi ki:

Bir iş arkadaşı aradığınız zaman, bu kişi öğretmeniniz olmaya layık, her zaman saygı ve onur duyacağınız ve iş yaparken örnek alabileceğiniz biri olmalıdır, böylece ilişkinizin bir yararı olur.

Sizden yalnızca biraz daha iyi olan bir öğretmeni sizin henüz erişmediklerinize karşı tetikte olmak için izlemelisiniz. Fakat bir öğretmen sizinle eşitse, böyle bir öğretmene hiç sahip olmamak daha iyidir. (Baofeng’in Gerçek Kaydı)

KAZANMA ve KAYBETME

Lingyuan, Konfüçyüscü düşünür Cheng Yi’ye dedi ki:

Belalar şans getirebilir, şanslar bela doğurabilir. Bunun nedeni, bir kişi tehlike ve zorluk içinde olduğu zaman, güvenlik için düşünmeye istekli olması ve bir kişi düzen arayışına derinden daldığı zaman, ciddiyet ve karar verebilme yetisine sahip olmasıdır – bu nedenle şans doğar ve duruma uyar.

Şansın bela getirme nedeni, dinginlik içinde yaşarken insanların aç gözlülük ve tembelliğe kendilerini gark etmeleri ve çoğunlukla küçümseyici ve kibirli olmalarıdır- bu nedenle bela doğar.

Bir düşünür, “birçok zorluğu yaşamak iradeyi kusursuzlaştırır; hiçbir zorluk yaşamamak varlığı mahveder” dedi.

Kazanmak kaybetmenin sınırıdır, kaybetme kazanmanın yüreğidir. Bu nedenle nimetler defalarca gelmez, her zaman kazanma umudu duyulamaz. Şanslı bir durumdayken belayı düşünebiliyorsan, o zaman şans korunabilir; kazanır ve kaybetmeyi düşünürsen, o zaman kesinlikle kazanırsın.

Bu yüzden üstün insan, güvenlikteyken tehlikeyi unutmayan, düzen dönemlerinde düzensizliği unutmayan insandır. (Bir Parşömen)

FARKLI BAK, FARKLI GÖR!
 
Yazan: Paulo Coelho/Çeviren: Mine Akverdi
 
Asla tatmin olmayan

Shanti, kasaba kasaba dolaşıp ilahi dünya hakkında vaazlar veriyordu. Bir gün bir adam yanına gelip ondan hastalıklarını iyileştirmesini istedi.

“Çalış, ye ve Tanrı’ya dua et” diye karşılık verdi Shanti.

“Çalıştığım zaman sırtım ağrıyor. Yemek yediğimde hazımsızlık çekiyorum, bir şey içtiğimde boğazım yanıyor. Dua ettiğimdeyse Tanrı’nın beni dinlediğini hissetmiyorum.”

“Öyleyse kendine başka bir hoca bul.”

Adam memnuniyetsiz bir halde oradan ayrıldı. Shanti bu konuşmayı duyanlara dönüp şu açıklamayı yaptı:

“Olaylara iki türlü bakma şansı var ve o hep en kötüsünü görmeyi seçiyor. Öldüğünde muhtemelen mezarın ne kadar soğuk olduğundan yakınacaktır.”

* * *

En iyi yolu seçmek

Abbot Antonio, kendisine cennete giden yolun fedarkârlıktan geçtiğinin doğru olup olmadığı sorulduğunda şöyle cevap verdi:

“Fedakârlıkta iki yol vardır. İlkinde insan kendi bedenine eziyet ederek kefaretini öder, çünkü hepimizin lanetlenmiş olduğuna inanmaktadır. Bu kişi kendini suçlu hisseder ve mutlu bir hayat yaşamayı hak etmediğini düşünür. Ama bu yolla hiçbir yere varamaz, çünkü Tanrı suçu içinde barındırmaz.

İkincisinde ise insan dünyanın, hepimizin istediği gibi mükemmel bir yer olmadığını biliyordur. Ama yine de dua eder, kefaretini öder ve dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek için çaba ve zaman harcar. İşte bu durumda İlahi Varlık ona hep yardım eder ve seçtiği yolun mükafatını cennette alır.”

* * *

Çölde kal

“Neden çölde yaşıyorsun” diye sordu bir beyefendi.

“Çünkü olmak istediğim kişi olamıyorum.”

“Kimse olamaz, ama hepimiz denemeliyiz” dedi adam.

“Bu imkânsız. Kendim olmaya başladığımda insanlar bana sahte bir hürmet gösteriyor. İnancım konusunda ise benden şüphe ediyorlar. Hepsi benden daha aziz olduğuna inanıyor, ama benim inzivamla dalga geçiyor olma endişesi yüzünden günahkârmış gibi davranıyorlar. Bana sürekli olarak beni bir aziz gibi gördüklerini göstermeye çalışıyorlar ve böylece beni gururumu okşamak suretiyle baştan çıkardıkları için de şeytanın elçisi rolünü üstlenmiş oluyorlar.”

“Senin problemin olduğun gibi olmaya çalışmakta değil, diğer insanları olduğu gibi kabul edememekte yatıyor. Ve böyle devam edersen çölde kalmaya devam etmen en iyisi olacak.”

Ve adam bu sözleri söyledikten sonra oradan ayrıldı.

* * *

Açlıktan ölüyorum

Yolcu, bir kar fırtınasının ortasında manastıra vardı.

“Soğuktan ve açlıktan ölüyorum. Canlılığımı kazanma şansım neredeyse hiç yok, bir şeyler yemek zorundayım.”

Ama şansa bakın ki, kar fırtınası manastırdaki rahiplerin kilerdeki stokları yenilemesini engellemişti, içeride yiyecek ve içecek hiçbir şey yoktu. Adamın bu kötü halinden etkilenen Abbot, tapınaktaki kutsanmış ekmek ve şarabı çıkarıp adama ikram etti. Diğer rahipler dehşete düştüler.

“Bu dine saygısızlıktır!”

“Neden?” diye karşılık verdi Abbot. “Davut’un aç kaldığında tapınaktaki kutsal ekmeği yediğini duymuştunuz. Gerektiğinde İsa kutsal dinlenme günü olan pazarları da insanları iyi etmişti. Ben burada sadece İsa’nın ruhunu harekete geçiriyorum: Sevgi ve merhamet her zaman işini yapabilmelidir.”

Kaynak : www.aksam.com.tr

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »