Yazan: Paulo Coelho/Çev: Mine Akverdi
Hatalarım, onlardan öğrenmem gereken şeyleri bana öğreterek görevlerini yerine getirdi. Ama onları hala ruhumun bodrum katında tutmam gerektiğinin farkındayım
Gundula Schatz ve Andreas Salcher”in başlatmış olduğu Waldzell Toplantıları”na katılmak amacıyla her yıl mutlaka bir kez Avusturya Melk”teki Benedictine Manastırı”na giderim. Orada bütün bir hafta sonu boyunca Nobel ödüllü yazarlar, bilimadamları, gazeteciler, iki düzine genç insan ve birkaç konuk olarak bir tür inzivaya çekiliriz. Yemek pişirir, manastır bahçesinin Umberto Eco”nun ”Gülün Adı” romanına da ilham vermiş olan muazzam ortamında gezintiler yapar ve uygarlığımızın bugünü ve yarını üzerine gayrı resmi tartışmalar yaparız. Erkekler manastırın odalarında kadınlar ise yakınlardaki otellerde kalır.
2005”teki toplantı da özellikle ateşli tartışmaları, neşesi ve yüzleşmeleriyle yine beklenildiği gibi geçti. O hafta sonunun pazar akşamında konukların hemen hepsi ülkelerine dönmek için ayrıldılar, ancak organizatörler ve ben ertesi günü Avusturya”da düzenlenen Santiago Hac Yolu”nun açılışına katılacağımızdan o geceyi de manastırda geçirmek üzere orada kaldık. Akşam Peder Martin bizi ”gizli mekanı”nda yemeğe davet etti.
YÜZYILLARIN BİRİKİMİ
Heyecan içinde bu eski yapının bodrum katına indik. Eski kapı açıldığında kendimizi içinde hemen her şeyin bulunduğu devasa bir salonda bulduk; içeride bulunanlar basitçe anlatmak gerekirse yüzyıllar boyunca burada birikip Peder Martin”in atmaya kıyamadığı hemen her şeyi içeriyordu: Eski daktilolar, kayaklar, II. Dünya Savaşı”na ait miğferler, artık yayından kalkmış eski kitaplar ve şarap şişeleri! Üzeri tozla kaplanmış onlarca, hatta yüzlerce şişe şarap arasından en iyileri Peder Burkhard tarafından verilen yemek için seçilmişti. Burkhard”ı sadece Almanca konuştuğu için birkaç kelime alışverişi yapmış olmamıza rağmen ruhani liderlerimden biri olarak kendime seçmeyi düşündüm. Gözlerinde iyilik vardı ve gülümsemesi uçsuz bucaksız bir sevecenliği yansıtıyordu. Peder Burkhard”ın bir defasında bir konferansta konuklara beni sunma görevini üstlendiğini hatırlıyorum; herkesin endişesine rağmen beni takdim ederken seks ve fahişelikle ilgili olan kitabım ”On bir Dakika”dan bir alıntı yapmayı seçmişti.
Yemeğimi yerken eşsiz bir mekanda eşsiz bir an yaşamakta olduğumun tamamen bilincindeydim. Birden bire çok önemli bir şeyi fark ettim: Bu bodrumdaki herşey anlamlı bir biçimde düzenlenerek yerleştirilmişti. Bunlar geçmişten parçalardı ama bugünün tarihinde de yer almayı sürdürüyorlardı.
YANIMDA OLSUNLAR
Kendi kendime sordum: Geçmişime dair neler düzenli bir şekilde depolanmıştı da ben kullanmıyordum? Deneyimlerim yaşadığım her günden gelen parçalar ama onlar bodrumda kilitli değiller, hala kullanımdalar ve bana yardımcı oluyorlar. Demek ki deneyimlerim aradığım cevap değil. Peki doğru cevap ne olabilir?
Hatalarım.
Evet. Melk Manastırı”nın bodrumunda etrafa göz gezdirirken bugün artık kullanmadığımız şeyleri illa ki gözden çıkarmak, çöpe atmak gerekmediğini anladım. Benim ruhumun bodrum katında yatanların hatalarım olduğunu; bir zaman yolumu bulmama yardım ettikleri halde sonra onların ne olduğunu anlayıp artık kullanımdan kaldırdığımı fark ettim. Ama yine de, onların orada durması ve bir şekilde bana eşlik etmesi gerekiyor ki, onlar yüzünden kayıp düştüğümü ve neredeyse ayağa tekrar kalkacak gücü bulmadığım zamanları unutmayayım.
O gece manastırdaki odama dönerken hatalarımın bir listesini yaptım. İşte bu listeden iki örnek:
A) Gençliğin kibiri. Kendime ait bir yol aradığım asi dönemimde böyle olmak olumlu bir şeydi. Ama kibirli birine dönüşüp büyüklerin hiçbir şey bilmediğini düşünmeye başladığımda pek çok şeyi öğrenme şansını elimden kaçırdım.
B) Arkadaşları unutmak. Hayatta pek çok inişlerim ve çıkışlarım oldu. Ama ilk büyük çıkışımda bütün hayatımı değiştirdiğime inandım ve çevremde yeni insanlar olmasını istedim. Tabii ki bunu takip eden ilk düşüşümde bu yeni insanların hepsi ortadan kayboldu ve tekrar eski arkadaşlarıma da sığınamadım. O zamandan itibaren de hep arkadaşlığı zaman içinde asla yitip gitmeyecek bir değer olarak ele almak için çabaladım.
Liste uzun ama köşemin alanı sınırlı. Sonuç olarak şunu söylemeliyim, hatalarım onlardan öğrenmem gereken şeyleri bana öğreterek görevlerini yerine getirdikleri halde, onları hala ruhumun bodrum katında tutmam önemli. Böylece, arada sırada bilgeliğin şarabını bulmak için bu bodruma indiğimde onları görebiliyorum. Ve onları benim tarihimden parçalar, bugün olduğum kişi olmamı sağlayan esaslar olarak kabul edebiliyor, ne kadar itinayla düzenlenip depolanmış (ya da iyi şeylerle değiştirilmiş) olsalar da hep aklımda tutmam gerektiğini biliyorum.
Çünkü bunu yapmazsam tüm hatalarımı yeniden tekrarlama riskiyle hep karşı karşıya olacağım.
Kaynak : www.aksam.com.tr