FARKLI BAK, FARKLI GÖR!
 
Yazan: Paulo Coelho/Çeviren: Mine Akverdi
 
Asla tatmin olmayan

Shanti, kasaba kasaba dolaşıp ilahi dünya hakkında vaazlar veriyordu. Bir gün bir adam yanına gelip ondan hastalıklarını iyileştirmesini istedi.

“Çalış, ye ve Tanrı’ya dua et” diye karşılık verdi Shanti.

“Çalıştığım zaman sırtım ağrıyor. Yemek yediğimde hazımsızlık çekiyorum, bir şey içtiğimde boğazım yanıyor. Dua ettiğimdeyse Tanrı’nın beni dinlediğini hissetmiyorum.”

“Öyleyse kendine başka bir hoca bul.”

Adam memnuniyetsiz bir halde oradan ayrıldı. Shanti bu konuşmayı duyanlara dönüp şu açıklamayı yaptı:

“Olaylara iki türlü bakma şansı var ve o hep en kötüsünü görmeyi seçiyor. Öldüğünde muhtemelen mezarın ne kadar soğuk olduğundan yakınacaktır.”

* * *

En iyi yolu seçmek

Abbot Antonio, kendisine cennete giden yolun fedarkârlıktan geçtiğinin doğru olup olmadığı sorulduğunda şöyle cevap verdi:

“Fedakârlıkta iki yol vardır. İlkinde insan kendi bedenine eziyet ederek kefaretini öder, çünkü hepimizin lanetlenmiş olduğuna inanmaktadır. Bu kişi kendini suçlu hisseder ve mutlu bir hayat yaşamayı hak etmediğini düşünür. Ama bu yolla hiçbir yere varamaz, çünkü Tanrı suçu içinde barındırmaz.

İkincisinde ise insan dünyanın, hepimizin istediği gibi mükemmel bir yer olmadığını biliyordur. Ama yine de dua eder, kefaretini öder ve dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek için çaba ve zaman harcar. İşte bu durumda İlahi Varlık ona hep yardım eder ve seçtiği yolun mükafatını cennette alır.”

* * *

Çölde kal

“Neden çölde yaşıyorsun” diye sordu bir beyefendi.

“Çünkü olmak istediğim kişi olamıyorum.”

“Kimse olamaz, ama hepimiz denemeliyiz” dedi adam.

“Bu imkânsız. Kendim olmaya başladığımda insanlar bana sahte bir hürmet gösteriyor. İnancım konusunda ise benden şüphe ediyorlar. Hepsi benden daha aziz olduğuna inanıyor, ama benim inzivamla dalga geçiyor olma endişesi yüzünden günahkârmış gibi davranıyorlar. Bana sürekli olarak beni bir aziz gibi gördüklerini göstermeye çalışıyorlar ve böylece beni gururumu okşamak suretiyle baştan çıkardıkları için de şeytanın elçisi rolünü üstlenmiş oluyorlar.”

“Senin problemin olduğun gibi olmaya çalışmakta değil, diğer insanları olduğu gibi kabul edememekte yatıyor. Ve böyle devam edersen çölde kalmaya devam etmen en iyisi olacak.”

Ve adam bu sözleri söyledikten sonra oradan ayrıldı.

* * *

Açlıktan ölüyorum

Yolcu, bir kar fırtınasının ortasında manastıra vardı.

“Soğuktan ve açlıktan ölüyorum. Canlılığımı kazanma şansım neredeyse hiç yok, bir şeyler yemek zorundayım.”

Ama şansa bakın ki, kar fırtınası manastırdaki rahiplerin kilerdeki stokları yenilemesini engellemişti, içeride yiyecek ve içecek hiçbir şey yoktu. Adamın bu kötü halinden etkilenen Abbot, tapınaktaki kutsanmış ekmek ve şarabı çıkarıp adama ikram etti. Diğer rahipler dehşete düştüler.

“Bu dine saygısızlıktır!”

“Neden?” diye karşılık verdi Abbot. “Davut’un aç kaldığında tapınaktaki kutsal ekmeği yediğini duymuştunuz. Gerektiğinde İsa kutsal dinlenme günü olan pazarları da insanları iyi etmişti. Ben burada sadece İsa’nın ruhunu harekete geçiriyorum: Sevgi ve merhamet her zaman işini yapabilmelidir.”

Kaynak : www.aksam.com.tr